sosyal servis ile sosyal hizmet arasindaki fark nedir?

Sosyal servis (social service) ile sosyal hizmet (social work) prensip olarak kendi yapılarında var olurlar. Özetle insanoğlu sosyal hayvan olarak adlandırılmaktadır. İnsanlar sosyal ortamda doğar, büyür ve gelişir. Dolayısı ile de psikolojik ve sosyal ihtiyaçlarıyla ve bu ihtiyaçların hangi düzeyde karşılanmasına bağlı olarak sağlıklı ya da sağlıksız bir şekilde varlığını sürdürür.

Sosyal hizmet, yaşam kalitesini geliştirmesi ve örneğin yoksulluk gibi bir sıkıntı içinde olan insanların iyilik halinin geliştirilmesi ve korunmasına yönelik bir meslek olduğu gibi aynı zamanda akademik bir disiplindir. Sosyal hizmet, araştırma, doğrudan uygulama ve yoksulluk gibi, sosyal adaletsizlik gibi durumlara bağlı sosyal dezavantajlara maruz kalan insanların iyilik hallerini korumaları ve geliştirmeleri için oları eğitmek gibi farklı etkinlikleri yönetir.

 

Fatih Kılıçarslan

Fatih Kılıçarslan

Sosyal Hizmet Uzmanı 

web: www.fatihkilicarslan.com

 fkilicarslan34@gmail.com

BİYOĞRAFİ

1969 Ankara ili Beypazarı  ilçesinde doğmuştur. 1992 yılında Hacettepe Üniversitesi Sosyal Hizmetler Y.O. Sosyal Hizmet Uzmanı olarak mezun olmuştur.
1993 yılından itibaren T.C. Sağlık Bakanlığı Bitlis Devlet Hastanesi, Haydarpaşa Numune Hastanesi, Bakırköy Ord. Prof. Dr. Mazhar Osman Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Hastanesinde Amatem, Çematem, Nevroz, Psikoz, Nöroloji, Nrş ve Çocuk Psikiyatri Kliniklerinde sosyal hizmet uzmanı olarak çalıştıktan sonra 2004 yılında Prof. Dr. Musa Tosun Başhekimliği döneminde Başhekim Yardımcısı olarak göreve başlamış Ocak 2011 görevinden ayrılmıştır.
Halen sosyal hizmet birim sorumlusu olarak görevini sürdürmektedir.
Amerikan Newport Uluslar arası Üniversitesi, Fatih Üniversitesi ve Bezmialem Üniversitesi öğretim görevlisi olarak Aile ve Eş Terapisi dersleri vermiştir.

Sitemizde Paylaştığı Yazıları:

Terapi arkı

  Terapi Arkı /Başlangıç (I. Bölüm): Prf. Dr. Jonathan Singer

Bugünkü Sosyal Hizmet Podcastinin epizodu üç bölümlük terapi arkı serisinin—başlangıç, orta ve son, birinci bölümdür. Bugünün epizodunda terapinin başlangıç aşaması hakkında konuşacağım. İnsanların tedaviye gelirken ne istedikleri (bekledikleri) ve müracaatçı ile nasıl olmanız gerektiği gibi bazı kavramsal konularda konuşacağım. Aynı zamanda iyileştirme başlangıcındaki biyopsikososyal ve DSM değerlendirmesi, gizlilik ve ödemelere dair bazı daha soyut açıları özetleyeceğim. İster sosyal hizmet okulunda birinci sınıf öğrencisi olun ister alanda 35 yıllık emek vermiş bir uzman, bu epizodun ilginç olmasını istiyorum.

dinle

Fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür nesiller için

“Öğretmenler, Cumhuriyet sizden vicdanı hür, irfanı hür, fikri hür nesiller ister” 

Fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür nesiller için

Eğitim, bir toplumun kalkınıp gelişmesinde en önemli faktörlerden biridir. Bir toplumun eğitim sistemi sadece belli konularda insanlara bilgi yüklemek değil, ama bilgi, beceri ve değer sistemi ile kendisine güveni tam, insan ve doğal çevre için üretmeye ve üretirken de yaptıklarından ve hayattan azami düzeyde haz duyarak ve hissederek, yaşayan, kimsenin boyunduruğu ve kontrolüne boyun eğmeden yaşamını sürdüren insanlar yetiştirebilmek gibi yüce ideallere sahip olmalıdır.

Günümüzde teknolojik gelişmelere paralel olarak dünya nüfusunun da hızla artması insanoğlu için çalışma ve iş alanlarının hızla daralmasına, dolayısı ile aynı talip olduğunuz işi sizinle birlikte yüzlerce kişinin de istemesi dolayısıyla sizin işi alabilmeniz için yarıştığınız kişiler arasında en iyisi olmak gibi bir zorunluluğunuz var.

Özellikle insanın fiziksel ve zihinsel sınırları da göz önüne alındığında geriye sizin sonucu değiştirebileceğiniz tek şey kalıyor. İşi en iyi şekilde yapma ve geliştirme becerisi. Üretime katıldığınız alanda milyonlarla ifade edilen insan gücü var ve herkes hayatta kalabilmek, yaşamını belli bir standartta sürdürebilmek için sürekli kendisini geliştirmek ve daha çok performans sarf etmek zorundadır. İnsanoğlu bugünkü gelişimini ve başarısını zekası kadar deneyimlerine borçludur. Bugünkü bilim ve teknoloji insanoğlunun milyonlarca yıllık deneyimlerinin birikimidir. Ancak olayı mercek altına aldığınızda asıl gelişmenin bir kaç bin yıl içinde olduğunu görürsünüz. İşte bu gelişme eğitim sayesinde olmuştur. Ne zaman ki insanoğlu öğrendiklerini kaydetmeye, kuşaktan kuşağa aktarmaya başladı ondan sonra gelişmeler de hızlandı. Çünkü ateş yakmak için milyonlarca yol denemeye gerek yoktu artık, ateşi nasıl yakıp koruyabileceğini biliyordu. Alet yapmak ve yaptığı aletleri geliştirmek, geliştirdiği her yöntemi yeni kuşaklara aktarmak, her yeni kuşaklar da yeni gelişmeleri ekleyerek kendinden sonra gelenlere aktararak, yani diğer bir deyişle, milyonlarca yılda yakalanamayan başarı eğitimle birkaç bin yılda yakalanmıştır. Buradan şu sonuca varabiliriz iyi bir eğitimle belki de on yıl içinde binlerce yıl ileri gidebiliriz. Bu mümkün olduğuna göre eğitimde önceliğin nerede olması gerektiği konusu da oldukça açıktır. Birçok ihtiyaçlarımızı erteleyebilir ya da asgari düzeyde karşılayarak yaşamımızı sürdürebiliriz; bugün ülkemizde vatandaşlarımızın büyük çoğunluğunun yaptığı gibi.

Ama eğitimin azami düzeyde ve en kaliteli bir seviyede alınması gerekmektedir, ancak bu şekilde birey olarak ve toplum olarak ideallerimize ulaşabiliriz. Barınmadan savunmaya birçok ihtiyaçlarımız var ve bunların da karşılanması gerekir ancak öncelik eğitim olmalı. İnsan ömrü çok kısadır, hele insanın üretken olduğu dönem göz önüne alınırsa. Bu yüzden çocuk 0-16 yaş döneminde çok kaliteli bir eğitimle desteklenirse (çok yoğun ödevler, lüzümsuz kafa kurcalayıcı  köhne bilgileri kastetmiyorum tabi ki) üretime katıldığı süreç içerisinde başarılı çalışma ve katkılarıyla alanında çok yeni gelişmelerle toplumu çok daha müreffeh düzeylere taşıyabilir.

Bir toplumu geliştirmenin de köleleştirmenin de yolu eğitim sisteminden geçmektedir. Bu sebepten eğitim sistemine yönelik her müdahale çok iyi bir şekilde çalışılmış araştırmalara, planlamalara, geliştirmelere dayanmalı, uygulamaya geçirilip başarısızlığa uğrayan her türlü müdahalenin de şeffaflıkla hesabı sorulabilmelidir.

“Bu ülkenin her bir ferdini, eğitmedikçe; bilgilendirip – bilinçlendirmedikçe bölünmeye, parçalanmaya, aldatılıp – yutulmaya; kabuğumuza çekilerek gelişen dünyayı o küçük penceremizden dehşetle seyretmeye mahkûmuz.” – Imdat Artan (İstanbul – 1992)

 

Nasıl bir milli eğitim?

Nasıl bir Milli Eğitim? / I. Artan

Eğitim kurumu çocuğun, gencin kimlik gelişiminde ve sosyalleşmesinde en önemli etkiye sahip kurumlardan biridir. Çocuk doğup büyüdüğü aile içinde kendisi, aile üyeleri ve toplum hakkında geliştirdiği yargılar, değerler okul ortamında test edilerek desteklenir, geliştirilir ya da aşağılanarak, küçümsenerek çocuğun kendisine ve ailesine olan güven ve saygısının da sarsılmasına ve kaybolmasına neden olabilir. Okulun çocuğu benimsemesi  çocuğun okulla ve toplumla bütünleşerek kendini sağlıklı bir şekilde ifade etmesini, okul ve öğretmen tarafından verileni severek ve isteyerek almasını sağlarken okul ve öğretmenlerin çocuğu itmesi, aşağılaması gibi durumlar çocuğun değersizlik duygusu içinde kendisi ve ailesine karşı saygısını kaybetme ve utanma sıkılma duyguları geliştirerek okula ve okulda verilen eğitime karşı direnç göstererek ve kendisini kapatarak başarısız olmasına neden olabilir…

Uykusuzluk ve muhtemel çözümleri

Uykusuzluk ve Çözümleri

Yeterince uyuyamıyor musunuz? Yetersiz uyku sağlığınızı ve konsantrasyonunuzu etkiler yetişkin bir insan günlük 7-8 saat uyumalıdır.

Nasıl yaparsınız? Laptopınızı, cep telefonunuzu, PDAnızı yatak odanıza sokmayınız. Hala uyku problemleri yaşıyorsanız profesyonel yardım alınız. Uyku bozukluğu sorununuz olabilir.

 

Özgüven

 Özgüven

Hayatboyu kendimizi ve başkalarını belli kriterlere göre değerlendiririz, benzer şekilde başkaları da bizi değerlendirir. Özgüvenin ardındaki fikir kendimiz hakkında nasıl değer biçtiğimizle ilgilidir. Bu değer kişiden kişiye değişir. Biz kendimize çok az değer biçerken, başkaları bize daha yüksek  değer biçebilir. Kendimizi olduğumuzdan daha değersiz görmeyi alışkanlık haline getirirsek, ya da kendimize başkalarından daha değersiz görme eğilimini sürdürürsek düşük özgüven (değersizlik) duygusu geliştiririz.

Çözümlenmemiş Bağımlılık Durumlarının 25 Sonucu

Çözümlenmemiş Bağımlılık Durumlarının 25 Sonucu

Başkalarının duygularından ve / ya davranışlarından sorumlu olduğumuzu varsayarız. Başkalarının duygu ve davranışlarından aşırı derecede sorumlu olduğumuz duygusu taşırız. Duygularımızı tanılamakta zorluk yaşarız …Kızgın mıyım … üzgün müyüm … mutlu muyum … korkuyor muyum?

Kızların Gözüyle Ergenlikte Güven ve Güvenlik

Ergenlikte Güven ve Güvenlik

Kızlara göre güvenliğin anlamı nedir, güvende hissetmelerini sağlayan nedir ve neden güvende hissetmek önemlidir?

Bu soruların cevabını Amerika’da yapılan bir araştırmadan (8-17 yaş arası 2,279 kızın katılımıyla gerçekleştirilmiştir) elde edilen bulgular ışığında arayıp değerlendireceğiz.

Özellikle ana babalar ve aileler açısından çocukları, gençleri anlamak, ergenlerin ihtiyaç ve sorunlarına duyarlı olmak, ergeni gereği gibi hayata hazırlamak ve sağlıklı iletişim kurmak, ergenle sağlıklı ilişkiler geliştirmek için ergen ve ergenlik hakkında yeterli bilgi ve donanıma sahip olmamız gerekiyor. Ergenlik dönemi aynı zamanda çocukların özerliğe daha fazla önem vermeleri nedeniyle bu dönemde ana babadan uzaklaşma ve daha az paylaşma eğilimi dolayısı ile çoğu zaman endişelenir ya da ergeni bunaltacak kadar yüklenerek ilişkileri daha da çıkmaza sokabiliriz.

Bu araştırmadan elde edilen bulgular sayesinde aynı zamanda ergenlik çağındaki kızların konuya bakış açıları, algılama yaklaşımları, kendileri açısından riskleri de değerlendirebilme ve onları daha iyi anlama bakımından içgörü kazanmamıza da katkı sağlayacağı kanaatindeyim.

Araştırmada şu sorulara cevap aranmıştır:

  • Kızlar güvenliği nasıl tanımlıyorlar?
  • Güvenli ve güvensiz durumları neye göre değerlendiriyorlar?
  • Güvensizlik duygusu yaşam kalitesini nasıl etkiliyor?
  • Kızlar fiziksel ve duygusal tehlike ve tehdit durumlarıyla başa çıkabilmek için hangi stratejileri kullanırlar?